Deniz kıyısında bir şehirde bir zamanlar iyi yürekli yaşlı bir keşiş yaşarmış. Verandasında oturup dalgaları seyretmeyi her şeyden çok severmiş. Kendisini pek yalnız hissetmemek için, çatıya verandanın üstünde gümüş bir çan asmış. Çan üstünde harika bir şiir yazılı kağıt bir şeride takılıymış. En ufak bir esintide -deniz kıyısında her zaman eser- kağıt sallanır ve gümüş çan hoş bir şekilde çalmaya başlarmış. Yaşlı keşiş verandasında oturuyor, denizi seyrediyor, gümüş çanın billursu sesini dinliyor ve memnun memnun gülümsüyormuş. Aynı küçük şehirde bir de eczacı Mohei yaşıyormuş. Uzun zamandır şanssızlık peşini bırakmıyormuş. Giriştiği hiçbir işi başaramıyormuş. O kadar üzgünmüş ki ne yapacağını bilmiyormuş. Bir gün, üzüntü içinde yaşlı keşişe gidip akıl danışmak için yola çıkmış. Keyifle verandasında oturan keşişi görünce ve gümüş çanın yumuşak sesini işitince birden verandasına oturup çanı dinlese, kendisinin de daha neşeli olacağını farketmiş. Bir süre düşünmüş, sonra keşişten çanım ...