Bir dağın eteklerinde küçük bir dere kıvrıla kıvrıla akarmış. Bundan çok ama çok zaman önce orada iki komşu yaşarmış. Biri derenin yukarısında, öteki derenin aşağısında otururmuş. Onları hep yukarılı, aşağılı diye çağırırlarmış. Artık genç değillermiş, karılarının da yaşlan ilerlemiş. Asıl fark karakterlerindeymiş. Yukarılılar kötü ve kıskanç, buna karşılık aşağılılar sevecenmiş ve birine yardım etmek için ellerinde kalan son pirinç tanesini vermekte duraksamazlarmış.
Bir gün, iki komşu derede ağlarını germiş. Ertesi gün, sabırsız Yukarılı şafaktan çok önce avı görmeye gitmiş. Ağı akıntının getirdiği ağaç kökleri ve dallarla dolu görünce düş kırıklığına uğramış.
Doğuştan meraklı olduğu için, komşusunun kendisi kadar şanssız olup olmadığını görmek istemiş.
Ama komşusunun filesini balıklarla dolu görünce kıskançlığından rengi atmış. Öfkeyle balıkları salmış ve yerlerine kendi ağında bulduğu odunu koymuş.
Güneş doğunca Aşağılı ağlarını görmeye gitmiş. Ama garip avını görünce o kadar düş kırıklığına uğramamış. "En azından odun getirmek için ormana gitmekten kurtuldum", demiş memnunlukla. Ağdan odunu çıkarmış, güneşte kurumaya bırakmış.
Odun kuruyunca kesmek için bir balta almış. Garip görünüşlü, oldukça sert bir söğüt kökünden başlamış.
"Daha gücüm yerindeyken bundan başlayacağım", demiş kendi kendine. "Böyle bir kökü kesmek kolay iş değil! "Kökü toprağa koymuş ve başlamadan önce nasıl yapacağını düşünmüş. Sonra denemiş ama işin garibi, daha dokunmadan kök kendiliğinden yarılmış ve daha da garibi içinden küçücük, beyaz bir köpek çıkmış. Yaşlı gözlerine inanmıyormuş. Ama gerçekten de önünde canlı, küçük bir köpek duruyor, tatlı tatlı havlıyormuş.
Yaşlı mucizeyi görmesi için karısını çağırmış.
Merak edip dışarıya çıkınca kocası: "Bak, kökten ne doğdu! Küçük bir köpek! Ne yapacağız bunu?" demiş.
"Ne kadar güzel!" demiş büyükanne. "Onu büyüteceğiz. Çocuğumuz yok, bu durumda küçük bir köpekle ilgilenebiliriz."
Köpeği kucağına alıp eve götürmüş, ona darı lapası yedirmiş. Köpek yaşlıların yanında kalmış ve hiçbir şeyi eksik olmamış. Her çeşit yemekten istediği kadar veriyorlarmış ona. Köpek kısa zamanda büyümüş ve zeki bakışlı, beyaz tüylü, kocaman bir hayvan olmuş.
Bir sabah büyükbaba tarlaya gitmeye hazırlanırken köpek yolunu kesmiş ve insan sesiyle:
"Büyükbaba büyükbaba, bugün tarlaya gitmeyin", demiş. "Sırtıma bir sepet bağlayın, bir kazma alın ve ormana gidelim."
Büyükbaba çok şaşırmış ve büyükanneyi çağırmış. "İşittin mi kadın, bizim köpek konuşmayı biliyor! Diyor ki onunla ormana gitmeliymişim!"
"Madem ormana gitmek istiyorsunuz", demiş büyükanne, "size iyi bir yemek vereyim". Mutfağa dönüp pirinç köftelerini paketlemiş. Büyükbaba sepeti köpeğe bağlamış, kazmayı, öğle yemeğini almış ve yola koyulmuşlar.
Bir süre sonra, köpek durmuş ve "Büyükbaba büyükbaba", demiş, "kazmayı ve yemeği sepete koyun, ben taşırım."
"Küçük köpeğim, bana yardım etmek istemen çok nazik bir davranış", diye büyükbaba cevap vermiş. "Ama sana göre ağır olur."
"Olmaz, büyükbaba. Kocaman bir köpeğim, beni çok iyi beslediniz. Hatırı sayılır derecede kuvvetliyim. Bırakın, kazmayı ve yemeği ben taşıyayım."
O zaman büyükbaba razı olmuş; kazmayı, yemeği sepete koymuş. Sonra yeniden yola koyulmuşlar.
Ormanın kıyısına varınca kısa bir mola vermişler. Büyükbaba içinde öğle yemeği bulunan çıkını açmış, köfteleri iki eşit parçaya ayırmış ve parçalardan birini köpeğe vermiş. Yemeklerini yedikten sonra, bir az daha dinlenmiş ve yeniden yola koyulmuşlar.
Köpek büyükbabayı dar keçi yollarından götürüyormuş ve hep yokuş çıkıyorlarmış. Daha yokuşun yarısına ulaşamadan büyükbaba o kadar bitkinmiş ki gittikçe daha yavaş ilerliyormuş. O zaman köpek yeniden durmuş ve "Büyükbaba büyükbaba, "demiş, "üstüme oturun, sizi taşıyayım".
"Olmaz, köpeğim! Ben ağırım. Belin kırılır ağırlığım altında", diye karşılık vermiş büyükbaba.
"Bir şey olmaz; ben sağlam bir köpeğim. Bana çok iyi baktınız, hatırı sayılır derecede kuvvetliyim.
İçiniz rahat olsun. Haydi, oturun, az sonra varırız."
Büyükbaba gerçekten çok yorgunmuş, sonunda köpeğin üstüne oturmuş. Sepete tutunmuş ve köpek onu sanki tüy taşır gibi taşımış.
Az sonra dağın doruğunda bir düzlüğe varmışlar. Köpek etrafına bakınmış, yeri koklayarak bir ağaçtan öteki ağaca koşmuş, sonra kocaman bir ağacın altında durmuş. "Büyükbaba büyükbaba, kazmayı alın da burayı kazın", demiş.
Büyükbaba kazmayı almış, köpeğin gösterdiği yeri kazmaya başlamış. Az sonra kazma sert bir şeye değmiş. Büyükbaba sakınarak kazmaya devam etmiş ve toprağı temizleyince altın dolu kocaman bir küp farketmiş.
Ne büyük sürpriz! Büyükbaba köpeği sevgiyle okşamış. Artık ne kendisi, ne de karısı yoksulluk yüzü görecekmiş. Sonra altın dolu küpü, kazmayı sepete koymuş. Köpekle birlikte neşeli adımlarla evin yolunu tutmuşlar. Büyükanne de sevinçten çılgına dönmüş, köpeğe teşekkür etmiş ve büyükbabayla hayvan bu kadar korkunç bir günden sonra karınlarını doyursunlar diye çabucak güzel bir akşam yemeği hazırlamış.
Bu arada büyükbaba altınları hasırın üstüne dökmüş ve saymaya başlamış.
Sayıyormuş da sayıyormuş ve komşunun karısı koşarak ateş yakmak için köz istemeye geldiğinde, daha yığının yarısına bile gelmemiş. Bir altını görünce kadının gözlerikıskançlıkla parlamış ve yaşlılara altınları nereden sağladıklarını sormuş.
Büyükbaba gerçeği anlatmış. Köpeğin hazineyi bulmalarına nasıl yardım ettiğini anlatmış. Onun konuşması biterbitmez komşu kadın kocasına haberi yetiştirmek için, çabucak evine dönmüş.
"Ne kadar şanslılar!" diye göğüs geçirmiş sonunda. "Sana da öyle bir hazine göstermesi onlardan sana vermelerini istemelisin.”
"Çok iyi bir fikir!" diye cevap vermiş kocası. Ertesi sabah komşusuna gitmiş. Onlar da bir günlüğüne köpeği seve seve vermişler.
Köpekle eve gelir gelmez büyükbaba karısına: "Tez bana pirinç köfteleri hazırla, ormana gidiyorum", demiş. Bir sepet ip ve kazma almış. Bir süre sonra köpek yolunu kesmiş ve "Büyükbaba, bugün tarlaya gitmeyin", demiş. Sırtıma sepet bağlayın, bir kazma alın ve ormana gidelim."
"Seni neden aldığımı sanıyorsun? diye cevap vermiş Yukarılı komşu. "Elbette ormana gidiyoruz.
"Köpeğin sırtına sepeti bağlamış; kazmayı, yemeği içine koymuş davet edilmeyi beklemeden köpeği üstüne oturmuş ve "Haydi' koş" Zaman yitirmeydim", diye bağırmış.
Köpek bir gün önceki yolu izlemiş. Ama yol Yukarılı komşuya çok uzun gelmiş. 'Zaman geçirmek köfteleri birbiri ardına yemiş. Köpeği hiçbir şey vermiyor, tam tersine daha hızlı gitmesi için durmak ona vuruyormuş. Ormanın kıyısına varınca köpek önceki gün yaptığı gibi durmuş. Komşu çevreyebakınmış ve sabırsızlıkla nereyi kazmak gerektiğini sormuş. Ama köpek susuyormuş. O zaman
Yukarılı kendi kendine bir ağaçtan ötekine gidip gelmeye başlamış. Bir yandan da "Söylesene, nereyi kazacağım? Burayı mı, daha ileriyi mi?" diye sorup duruyormuş. Sonunda köpek "Pekala, işte orayı kaz", demiş.
Yukarılı komşu kazmayı kapmış ve hırsla kazmaya başlamış. Bir süre sonra, kazma gerçekten sert bir şeye çarpmış; ama topraktan sadece çöp dolu kırık, toprak bir çömlek çıkmış.
O zaman Yukarılı komşu küplere binmiş ve "Pis hayvan, beni kandırmaya nasıl cesaret edersin!" demiş. "Dur, alay etmeyi gösteririm ben sana!" "Kazmayı köpeğe fırlatmış ve kazma anında öldürmüş köpeği. Yukarılı sanki hiçbir şey olmamış gibi evine dönmüş.
Ertesi gün Aşağılı komşu köpeğini geri isteyince Yukarılı: "O iğrenç hayvan ormanın kıyısında yatıyor. Beni aldattı, ben de öldürdüm onu", demiş.
Aşağılı komşu ağlaya ağlaya ormanın kıyısına gitmiş, köpeği eve taşımış, derenin yakınında gömmüş ve mezarının başına bir söğüt çubuğu dikmiş.
O günden sonra, Aşağılı komşular her gün dere kıyısındaki mezara gidip sadık köpekleri için gözyaşı dökmüşler. Söğüt çubuğunun kök tuttuğunu görünce çok şaşırmışlar. Gittikçe büyümüş ve ertesi yıl mezarın üstünde ulu bir söğüt yükselmiş.
Sıcak bir sonbahar günü büyükbaba söğüdün altında oturmuş, ırmakta akan suyu seyrederek iyi yürekli beyaz köpeğini düşünüyormuş. Söğüdün yapraklarının rüzgardan hışırtısını dinlerken başı göğsüne düşmüş, uyuyakalmış. Uzun zaman uyumamış ama garip bir düş görmüş. Düşünde köpek ona görünerek şöyle demiş: "Büyükbaba büyükbaba, size söyleyeceğim şeyi yapın. Bir testere alın ve söğüdü kesin. En iyi parçasıyla pirinç ezmek için bir havaneli yapın."
Bu sözler üzerine köpek kaybolmuş, büyükbaba uyanmış. Karısına koşmuş ve "Çok garip bir düş gördüm", demiş. "Düşümde köpek göründü ve bana mezarının üstündeki söğüdü kesip en iyi parçasından pirinç ezmek için bir havaneli yapmamı söyledi."
"Madem köpeğin arzusu bu, dediğini yapmalısın", diye öğüt vermiş karısı. "En azından ondan bir anımız olur."
Büyükbaba karısının sözünü dinlemiş, ağacı kesmiş, onun en iyi parçasını testere ile keserek güzel bir havaneli yapmış. Karısı o yıl topladıkları pirinçten bir ölçü pirinç boşaltmış, havanelini almış ve pirinçleri ezmeye başlamış. Ne olmuş, dersiniz? Daha ilk tokaçtan sonra, pirinç iki katına çıkmış, ikinci hareketinde iki ölçü dört olmuş, üçüncüde sekiz. Derken pirinç havanelinden taşmış, bütün mutfağı doldurmuş. Aşağılı komşular sevinçlerinden ne yapacaklarını bilmiyorlarmış.
Pirinci çuvallara koydukları sırada, Yukarılının karısı köz istemeye gelmiş. Bu kadar pirinci görünce çok şaşırmış. Kıskanç kadın komşularına böyle çok pirinci nereden topladıklarını sormuş.
İki yaşlı, büyükbabanın köpeğin arzusu üstüne mezarının üstünde biten söğütten yaptığı mucizeli havanelinin öyküsünü seve seve anlatmış. Yukarılı komşu kadın öyküyü dinler dinlemez gelişinin gerçek nedenini unutup büyülü havaneli öyküsünü kocasına yetiştirmek için evine koşmuş.
"Bizim de o kadar kışlık pirince ihtiyacımız var. Yarın gider, havanelini ödünç alırsın. Ondan çok pirinç çıkartırız. Bir ambar doldururuz", demiş.
Ertesi gün, Yukarılı komşu gelmiş. Aşağılı da hiç güçlük çıkarmadan havanelini vermiş; çünkü komşusunu hiç kıskanmıyormuş. Yukarılı komşu havanelini eve götürmüş ve ambarın önüne yerleştirmiş. Sonra karısı havanelinin içine bir ölçü pirinç boşaltıp pirinci ezmeye başlamış. Daha ilk hareketinde havanelinde ölçünün yarısı varmış, ikinci hareketinde sadece dörtte biri ve üçüncüsünde sekizde biri kalmış. Eğer komşu kadın o anda durmasaymış, havanelinde hiçbir şey kalmayacakmış.
Ertesi gün, Aşağılı komşu havanelini geri isteyince komşusu: "Sahte bir havaneliymiş; beni kandırdı, pirincimi çaldı. Ben de cezalandırmak için onu kırdım ve yaktım", demiş.
"Yazık olmuş!" demiş Aşağılı komşu. "Havaneli köpeğimizin bir hatırasıydı. Bari, külleri kalsaydı!
Hatıra olarak biraz götürmek isterdim."
"Var, istediğiniz kadar alın", diye cevap vermiş Yukarılı. "Beni külleri dağıtmaktan kurtarırsınız, hiç olmazsa!"
Aşağılı komşu ceketinin ucunu toplayıp içine alabildiği kadar kül doldurmuş ve dikkatle evine götürmüş. Daha bahçesine yeni girmiş ki birden bir rüzgar çıkmış, bütün külleri dört bir yana saçmış.
Küller uçuşmuş, sonra yavaşça bahçedeki ağaçların üzerine konmuş. Aynı anda, az öncesine kadar çıplak olan bütün ağaçlar çiçek açmış.
Buna şaşan Aşağılı komşu karısına seslenmiş: "Bak, sevgili karım. Havanelimizin külleriyle bütün ağaçlara çiçek açtırdım."
Büyükanne, büyükbabaya ve köpeğe teşekkür etmiş, sonra: "Bu güzelliği asıl prensimiz görmeli.
Çiçek açmış kiraz ağaçlarını pek sever, bilirsin. Prens buna çok sevinecektir."
Büyükbaba büyükannenin bu fikriyle coşmuş. Kalan külleri küçük bir torbaya koymuş ve prensin bahçesinin yolunu tutmuş. Oraya varınca bir ağaca tırmanmış ve prensin geçmesini beklemeye başlamış. Prens tam zamanında gelmiş; çünkü az sonra atların ayak sesleri ve neşeli sesler duymuş.
Prens maiyetiyle çıkıyormuş. Süvariler ağacın yanma varınca prens yaşlıyı farketmiş ve orada ne aradığını sormuş.
Aşağılı komşu saygıyla eğilmiş ve: "Ben ağaçlara çiçek açtıran yaşlıyım", demiş. "Eğer arzu ederseniz, soylu prensim, bahçeniz bir çiçek denizi olur."
"Sonbaharda da ağaçları çiçeklendirebiliyor musun?" diye şaşarak sormuş prens. "Göster bakalım, nasıl yapıyorsun. Canım ne kadar çiçek görmek istiyor, bilemezsin!"
O zaman, büyükbaba küçük torbasını açmış, bir avuç kül almış ve havaya atmış. Aynı anda, üzerine çıktığı ağaç çiçeklere bürünmüş.
"Ah!" diye içini çekmiş prens. Şaşkın ve mutluymuş. Bütün maiyeti övgüler yağdırmaya başlamış.
Yaşlı külleri çevreye saçmış ve az sonra bütün ağaçlar çiçeklenmiş.
"Gerçekten bu olağanüstü bir sanat!" diyerek büyükbabayı övmüş prens. "Beni çok memnun ettin.
Bahçemi bu kadar güzel süslediğin için, sana ödül olarak bir prens giysisi vereceğim."
Fikri prensin çok hoşuna gitmiş, uşaklarını en saf ipekten en güzel giysileri getirmeleri için saraya göndermiş. Sonra, çiçekler içindeki bahçesini bir kez daha seyretmiş ve büyükbabaya dostça elini sallayarak yoluna devam etmiş.
Büyükbaba prensin kendisine armağan ettiği muhteşem giysileri hemen giymiş ve kendisini tanımakta güçlük çekmiş. Ne kumaşmış ama! "Bundan büyükanneye bir kimono yaptırmak elbette mümkündür", diye düşünmüş, armağanıyla evine koşmuş.
Kulübesinin önünde bir kez daha köz istemeye gelmiş olan Yukarılı komşu kadınla karşılaşmış.
Kadın komşusunu prens giysileri içinde görünce ona bu giysileri nereden aldığım sormuş. Yaşlı da havanelinin tozlarıyla prensin bahçesindeki ağaçlara nasıl çiçek açtırdığını ve prensin kendisini ödüllendirdiğini anlatmış. Şaşıran ve kıskançlıktan çatlayan kadın neden geldiğini unutup haberi kocasına yetiştirmek için evine koşmuş.
"Havanelinden daha epey kül kaldı", demiş. "Külleri topla ve prensin bahçesine git. Şeftalileri çiçeklendirirsen, sana çok daha muhteşem giysiler verecektir."
Yukarılı komşu bir çuval dolusu kül almış ve prensin bahçesine gitmiş. Oraya varınca en yüksek bir şeftalinin üstüne çıkmış ve prensin bahçeye gelmesini beklemiş. Uzun zaman beklemesi gerekmemiş; az sonra prens saraylı hanımların ve beylerin eşliğinde saraydan çıkmış. Bahçeye varınca ağaçtaki yaşlıyı görüp orada ne aradığını sormuş ona.
O zaman, Yukarılı komşu elini çuvala daldırmış ve "Ben ağaçlara çiçek açtıran yaşlıyım" demiş.
Güzel giysiler karşılığında şeftalilerinizi çiçeklendireceğim."
Bu sözler üzerine, külleri avuçlamış ve çevreye saçmış. Ama şeftali ağacı eskisi gibi çıplak kalmış, üstüne üstlük bir parça kül prensin gözüne kaçmış. Prens acı ve kızgınlıkla bağırmış, saraylılar yaşlıyı azarlamışlar. "Sen ne yapıyorsun! Nasıl efendimizin canını acıtırsın!"
Yaşlıyı kıskıvrak bağlatıp hapse attırmışlar. Eğer prens onu hatırlamasaymış, bugün bile hala hapishanede olurmuş.
Yorumlar
Yorum Gönder