Bir zamanlar, uzaklardaki Sado adasında porsuk Dansaburo yaşarmış. Adadaki tüm hayvanlar ona büyük saygı gösterirmiş. Hem çok becerikli, hem de çok bilgeymiş. Ne hoşuna gidiyorsa, onun şeklini alabiliyormuş ve bu alandr eşsizmiş. Dansaburo adada mutlu yaşıyormuş. Bütün Sado adasında dengi hiç kimse olmadığı için, keyfi yerindeymiş. Ama zamanla bu yaşam onu sıkmaya başlamış. Bir gün, kendi kendine "Burada herkes beni tanıyor, kimse benimle boy ölçüşemez. Ama krallığımızın bir yerlerinde bazı konularda benden daha başarılı birileri pekala olabilir", demiş. "Daha gencim, öğreneceğim çok şey olmalı".
Böylece dünyayı dolaşmaya karar vermiş. Yeni şeyler öğrenmese bile, başka yerlerde insanların nasıl yaşadıklarını görecekmiş en azından. Böylece bizim porsuk krallıkta dolaşmaya başlamış.
Doğal olarak çok ilginç bir sürü şey duymuş ama bütün dünyanın konuştuğu bir bilgeyi uzun süre boş yere aramış.
Bir gün, karanlık bir ormandan geçiyormuş ve hangi yola gireceğini düşünürken bir tilkiyle karşılaşmış. Tilki onu kibarca selamlamış. Söz sözü açmış, derken tilki porsuğa yolculuğunun amacım sormuş.
"Ben Sado adasında yaşayan porsuk Dansaburo'yum. Belirli bir amacım yok, krallıkta dolaşarak yeni bilgiler edinmeye çalışıyorum".
"Oh, demek efendi Dansaburo, Sado adasının ünlü porsuğu sizsiniz!" diye haykırmış çok sevinen tilki. "Adınızı çok duydum."
Gururu okşanan porsuk da tilkiye yolculuğunun nedenini ve amacını sormuş.
"Ben de Eha eyaletinden tilki Hansaburo'yum. Sizin gibi aynı nedenlerle yolculuk yapıyorum.
Bizim oralarda adıma yakışır bir rakip bulmak çok zor. Benim türümde tanınmış bilgelerle karşılaşmak, onlardan yeni şeyler öğrenmek için krallığı dolaşmaya karar verdim. Beni burada sizinle karşılaştıran mutlu raslantıya şükürler olsun!"
Porsuk ve tilki uzun bir süre birbirlerine övgüler yağdırmış. Çeşitli konularda karşılıklı bilgi alışverişinde bulunmuşlar. Sonunda her biri sanatlarından bir örnek göstermek için anlaşmışlar.
Böylelikle yalnızca birbirlerinin hünerlerini görmekle kalmayacak, aynı zamanda kimin daha büyük bilge olduğu ortaya çıkacakmış. Kim ötekinin girdiği biçimi bulursa, galip gelecekmiş. Kazanan krallığın en büyük bilgesi olacakmış.
RESİM
"Şu ilerideki tapınağı görüyor musunuz? diye sormuş tilki. "Haydi, oraya gidelim. Birbirimizi yanıltmaya çalışalım. Bakalım, kim daha hünerli".
Bu sözler üzerine ayrılmışlar. Tilki koşmaya başlamış, az sonra gözden kaybolmuş. Porsuk çıkınını toplamış, ağır ağır tilkinin arkasından gitmiş. Ormandan çıkıp pirinç tarlaları arasından tapınağa giden yola girmiş. Dikkatle çevresine bakınmış ama şüpheli hiçbir şey görmemiş.
"Tilki doğruca tapınağa gitmiş olmalı. Girip çıkan o kadar çok ki saklanmak çok kolay orada".
Birden, yolun kıyısında aziz Ciso'nun tahta heykelini farketmiş. Aziz bağdaş kurmuş, elleri dizlerinde, başı kazınmış, içtenlikli gözleri uzaklara bakar biçimde yapılmış.
"Gerçekten güzel bir heykel, usta elinden çıktığı belli", demiş kendi kendine porsuk. Çoktandır böyle güzel bir çalışma görmedim; en küçük bir yontma izi yok. Yolumu kutsaması için, azize bir pirinç köftesi sunacağım".
Çıkınını açmış, bir pirinç köftesi çıkarmış ve aziz heykelinin ayaklarına koymuş, sonra yerlere kadar eğilerek duanın sözlerini mırıldanmaya başlamış. Ama başını kaldırıp pirinç köftesinin yok olduğunu görünce çok şaşırmış.
"Çok garip!" demiş şaşırarak." Aziz ne zamandan beri kendisine sunulanı bu kadar çabuk kabul ediyor! Ama belki de rüzgar götürmüştür köfteyi".
Aramış, çevredeki yerleri koklamış ama pirinç köftesi bal gibi kaybolmuş.
"Aralıktan kaymış olmalı. Azizin bana mutluluk getirmesini istiyorsam, ona bir köfte daha sunmalıyım."
Çıkınından ikinci bir köfte almış, azizin ayaklarının yanına koymuş ve içtenlikle dua etmeye koyulmuş. Başını kaldırınca ikinci köftenin de kaybolduğunu görmüş.
"Gerçekten çok garip!" demiş Porsuk kendi kendine. Ama işin aslını öğrenmek istediği için -bir bilgeye de bu yakışır- üçüncü bir köfteyi feda etmeye karar vermiş. Ama bu kez dikkatli olmak gerekiyormuş.
Yeniden köfteyi heykelin önüne koymuş; başını öne eğmiş ve duaya başlamış. Ama bir aldatmacaymış bu. Kendisini duaya vermiş gibi görünerek gözucuyla heykeli kolluyormuş. Birden başını kaldırmış ve sözde heykeli köfteyi yerken yakalamış. Porsuk, azizin elini havadayken yakalamış ve aynı anda heykel tilki haline gelmiş.
"Çok iyiydi, Efendi Tilki", demiş porsuk beğeniyle. "Ben üç pirinç köftesinden oldum ama oburluğunuz sizi ele verdi".
Bu durumda, kimin kazandığı konusunda bir karara varamamışlar. Her ne kadar, başlangıçta tilki porsuğu kandırmış, porsuk üç köfteyi feda etmişse de sonradan aldatmacanın ayrımına varmış.
Sonunda, tilki: "Efendi Dansaburo," demiş, "bu heykel numarası benim için yalnızca bir çocuk oyunu. Size çok daha güç bir değişim göstereceğim. Karşımızdaki köyü görüyor musunuz? Şimdi iyi bakın".
Bu sözler üzerine, gözden yitmiş. Porsuk köye yönelmiş. Uzaktan, köyde bir şeyler olduğunu farketmiş; çünkü insanlar aynı yere doğru koşuşuyormuş.
"Neler oluyor! Bu insanlar nereye gidiyorlar? Gidip u.. bakayım". O da köylülerin arkasına takılmış. Ama dikkati çekmemek için, gezginci bir keşiş şekline girivermiş.
Köy halkı tapmağa giden yol boyunca toplanmış. Gerçekten de bir olay varmış; bir gelin alayı geçiyormuş. Kırmızı perdeli şahane bir sandalyede oturan genç bir gelini hafif ipekten gösterişli siyah kimonolar giyinmiş akrabaları izliyormuş. Kimonoların yenlerinde ve göğüslerinde zarafetle işlenmiş aile arması varmış. Bir alay hizmetkar sungular dolu kaseleri taşıyormuş.
Herkes coşkuluymuş; çünkü köyde uzun zamandan beri böyle güzel bir gelin, bu kadar şahane bir gelin alayı görülmemiş. Zengin bir soylunun kızının düğünü olmalıymış bu!
Kalabalığın arasında, keşiş kılığına bürünmüş bizim efendi Dansaburo da varmış. Aniden genç bir keşiş yenini çekmiş ve saygılı bir biçimde "Uzaklardan geliyor olmalısınız", demiş. "Çünkü sizi tapınağımızda hiç görmedim. Tapmakta biraz dinlenmek ister misiniz?" Sahte keşişi tapınağa götürmüş.
Bu arada gelin alayı da tapınağın önünden geçiyormuş. Gelin sandalyeden inmiş ve tapınağın eşiğinden geçerken sungular arasında bulunan köftelerden biri ayaklarının önüne yuvarlanmış. Gelin onu yerden almak için çabucak eğilmiş. Tam ısıracağı sırada, köfte bir solukta "Ben kazandım", demiş.
O a'nda gelin alayı da keşiş de kaybolmuşlar. Tapınağın eşiğinde yalnız porsukla tilki duruyormuş.
Hemen kaçmışlar, çünkü korkmakta haklıymışlar. Köylüler büyücülüklerinden onları öldürebilirlermiş. Bir ormanın açıklığında, soluk soluğa durmuşlar.
Biraz dinlendikten sonra, porsuk "Bu düğün alayı numarası fena değildi", demiş. "Ama gücünüzü biraz büyütüyorsunuz, efendi Hansaburo. Siz şunun şurasında küçük bir hayvansınız. Bu kadar çok insan biçimine girmeniz kaçınılmaz olarak hata yapmanıza yol açtı. Giysinizin altından kuyruğunuzun ucunun görüldüğünün ayrımına varmadığınız belli. Sizi ele veren bu oldu. Yarın hünerimi gösterme sırası benim. Bu iş için iki köy ötedeki tapınağı seçtim. Çünkü yakındaki köyün halkı bizi tanıyor artık. Yarın dediğim köyün tapınağına giden yola gelin. Yaşamınız boyunca hiç görmediğiniz bir prens alayının geçişini göreceksiniz. Ama dikkatli olun! Beni tanıyamayacağınıza iddiaya girerim".
Efendi Hansaburo porsuğa inanmıyormuş. Bir prens alayı! Küçük bir alay haline gelse neyse de kocaman bir prens alayı haline nasıl gelebilirmiş! Porsuk böyle bir alay oluşturmak için, kaç kişinin şekline girmek gerektiğini demek bilmiyormuş! Tabii porsuk tilkiden biraz daha iriymiş. Ama koca bir prens alayı ne demekmiş! Haydi canım sen de!
Porsuk bütün bu düşünceleri bir el hareketiyle küçümseyerek "Siz yarın söylediğim yere gelin, göreceksiniz", demiş.
Tilki bütün gece durmadan düşünmüş. Porsuğa inanmakta güçlük çekse de emin olmak istiyormuş.
Sonunda kendi kendine "Prens alayı uzun olur. Bu durumda, uzaklardan gelemez", demiş. Dolayısıyla sokağa porsuk olarak gelecek ve orada değişecek. Söylediği yere zamanında varırsam, elimden kurtulamaz".
O gece tilki pek az uyumuş; çünkü şafakta uyanamamaktan korkuyormuş. Güneş doğduğu zaman, iki köy ötedeki tapınağa giden sokaktaymış. Bir çalılığa saklanmış ve porsuk geliyor mu diye çevreyi araştırmış. Ama güneş uzun zamandır parlıyor, kuşlar ötüyor, arada sırada sırtlarında küfeleriyle köylüler geçiyormuş. Ama porsuk ortalıklarda yokmuş! Öğle olmuş. Güneş ısıtıyormuş ve kuşlar susalı epey olmuş. Bütün hayvanlar gölgelik bir yer aramaya çıkmış. Sonunda, uzaktan atların ayak seslerini işitmiş. Ufukta tilkinin bulunduğu yere doğru yaklaşan bir alay görünmüş.
"Sakın porsuk olmasın!" demiş tilki kendi kendine kararsızlıkla. "Bu sıcakta bu kadar uzun yolu göze alamaz. Dahası bu kadar zor bir kılıkta!"
Her şeyi gözlemek için çabucak köylü kılığına girmiş. Bu, oldukça görkemli bir alaymış.
Hizmetkarlar yol açmak için önde koşuyorlarmış. Baştan ayağa silahlı, yüzleri kımıltısız ve ciddi dört samurayın bindiği dört aygır izliyormuş alayı.
"Kesinlikle gerçek bir prens bu", demiş tilki kendi kendine. "Böyle bir harika, porsuğun gücünün çok üstünde". O kadar etkilenmiş ki yolu üstünden geçen bir prens alayının önünde bir köylünün yapması gerektiği gibi yerlere kadar saygıyla eğilmiş. Alay yakınına gelinceye kadar böylece kalmış.
Yumuşacık yastıklar üstünde prensin dinlendiği lake sandalye az sonra gelmiş. Taşıyıcılar soylu beyi gereksiz yere sarsmamak için sakınarak ilerliyorlarmış. Yine tamamen silahlı dört başı dik samuray sandalyenin arkasında yürüyormuş. Onların arkasında, her biri iki kılıç taşıyan muhafızlar sık diziler halinde ilerliyormuş. Sözün kısası, öyle muhteşem, öyle etkileyici bir alaymış ki tilki soluk almaya bile cesaret edemiyormuş. Başını iyice önüne eğmiş, son samurayın da geçmesini beklemiş.
Aniden alay ortadan kaybolmuş. Tilkinin önünde efendi Dansaburo duruyormuş. "Başınızı tozdan kaldırabilirsiniz efendi Tilki", diyerek alay etmiş. "Basit bir porsuğun önünde bu kadar saygıyla eğilmenize ne gerek var!"
Porsuk tarafından kandırıldığına çok kızmış tilki. Üstelik, porsuk ona önceden hangi kılığa gireceğini de söylemiş. Çok utanmış.
"Hiç de sizden aşağı bir bilge olmadığımı kanıtlayacağım efendi Dansaburo", demiş öfkeyle.
"Yarın buraya gelirseniz, sizinkinden daha kusursuz bir alay göreceksiniz. Yaşamınız boyunca
Hansaburo'nun hünerini unutmayacaksınız".
Ertesi gün, porsuk erkenden kalkmış, söylenen yere varıp bir ağaca çıkmış ve alayı beklemeye başlamış. Tilkinin en iyi durumda küçük bir alay kurmayı başaracağını kabul ediyormuş. Ama yine de kusurları olacakmış. Hilesini sezmek zor olmayacakmış. Böylece, hiç tasalanmadan uzaklardan atların ayak seslerini işitinceye kadar beklemiş. Ama ufukta görünen küçük bir alay değilmiş. Önde hizmetkarlar, onların arkasında heybetli ve gururlu on altı samuray ikişerli sıralar halinde şahane atlar üstünde ilerliyor, perdeleri ipek işleme yıldızlı bir sandalye taşıyorlarmış. İçeride, yumuşak yastıklar üstünde prens oturuyormuş. Onun arkasında yine yağız atlar üstünde on altı samuray, onların arkasında da kalabalık samuray alayı geliyormuş. Hepsi de çok değerli iki kılıç taşıyormuş.
"Bu, tilkinin alayı olabilir mi! Emin olmalıyım", demiş porsuk kendi kendine. Alay önüne gelmeden samuray haline girmiş ve saygılı bir biçimde yolun kıyısında durmuş. Başını önüne eğmiş ama hiçbir şeyi kaçırmamak için her şeyi dikkatle gözetliyormuş. Alay yanına gelince gülmüş ve sandalyeye doğru koşmuş. İpekten ağır perdeleri aralamış ve "Efendi tilki," demiş, "bana öyle geliyor ki böyle bir iş, gücünü aşar. Alayınız fena değil ama kuyruğunuzun ucu görülüyor".
O neler yapıyormuş öyle! Prens küplere binmiş. Samuraylar kılıçlarını çekip üstüne atılmışlar.
Hemen porsuk haline gelip bacaklarının arasından kaçmasaymış, onu öldüreceklermiş.
Tilkinin böyle bir alayı başaramayacağından o kadar eminmiş ki samurayın giysinin altından görünen kılıcı tilkinin kuyruğuyla karıştırmış. Bu alay, gerçek bir prens alayıymış. Tilki önceki gün uzun zaman porsuğu beklerken köylülerin konuşmalarından ertesi gün köyün tapınağında büyük bir şenlik yapılacağını ve bu şenliğe eyalet prensinin de katılacağını öğrenmiş. Öç alma isteğiyle masum porsuğa bu tuzağı kurmuş.
Porsuk ormana varınca bu kadar utanılacak bir aldatmacaya kurban gittiği için öfkeden avaz avaz bağırıyormuş. Bereket versin, tilki çoktan kaçmış. Karşılaşacak olsalarmış, birbirlerine eskisi kadar dostça davranamazlarmış.
Birkaç gün sonra, yaraları iyileşince porsuk Sado adasına dönmüş. Çünkü tilki yüzünden dünyayı gezme hevesi geçmiş. Ama Hansaburo'nun kendisine ettiklerinin cezası olarak bütün tilkileri adadan kovmuş. Bu yüzden, Sado adasında tek tilki bulamazsınız.
Yorumlar
Yorum Gönder