Ana içeriğe atla

Kediler Cenneti - Japon Masalı

Çok eskiden, bir zamanlar bir köyde kibirli ve kötü, soylu bir kadın varmış. Çok zenginmiş ama içini kıskançlık kemiriyormuş. Sadece paraları ve varlıkları için değil ama gençlikleri ve güzellikleri için de başkalarını kıskanırmış. Köydeki kadınların neşesi ve dostluğu onu çıldırtırmış. Öfkeyle tepinmesi ve "Bak şu baldırıçıplağa! Halinden nasıl da hoşnut!" diye bağırması için, bir yoksulun yüzünde bir gülümseme görmesi yetermiş. "Ben ondan daha soyluyum. Ama bir sürü tasam var. Bu nasıl oluyor!" Öfkesini tutamaz, yoksulun neşesini nasıl kaçırırım, diye düşünürmüş.

Küçük Yukiko da soylu hanımın hizmetçileri arasındaymış. Anası, babası öleli çok olmuş. Soylu hanımın evinde azarlar, dayaklarla büyüyormuş. Katlanmak zorunda olduğu bütün acılara karşın, temiz yürekli kalmayı başarmış. Tavırları sakin ve sevecenmiş. Evde ona bağlı tek varlık küçük, kara kediymiş. Kedi küçük kızın sevgilisiymiş, her akşam yatağının üstüne gelir, gün boyunca çevresinde dolaşır, sırtını bacaklarına sürtermiş. Kollarına alıp onun ipek gibi tüylerini okşar, bütün üzüntüsünü unuturmuş; böylece kendisini daha az yalnız hissedermiş, hiç olmazsa, dünyada bir can yoldaşı varmış.

Tabii evin hanımı bu dostluğu görmüş. Küçük kızla kediye bir yerde rastlasa, hemen Yukiko'ya bir sürü iş verirmiş.

"Dişi kediyle uğraşacak kadar zamanın olduğuna göre, seni besleyen hanımın için şunu da yapabilirsin, bunu da", dermiş her zaman. Zavallı Yukiko hangi işe yetişeceğini bilemezmiş.

Dişi kediciğin durumu da iyi değilmiş. Evin hanımı onu döver, bıyıklarını çeker, sırtını tersine okşarmış. Sonra gülerek "Ne o! Hoşlanmadın mı!" dermiş. "Seni Yukiko kadar yumuşak okşayamıyor muyum yoksa!"

Küçük hizmetçi kediyi ancak gizlice okşamaya cesaret ediyormuş. Ama yemeğini onunla paylaşmaya devam ediyormuş. Ziyafetten artan birkaç taze balığı hep küçük dişi kediye getirirmiş.

Küçük dostuyla geçirdiği seyrek anlar tek neşesiymiş. Gizlice ve sürekli görülmek korkusu içinde de olsa, kediye içini döktüğü, hanımının kendisine yaptığı kötü muameleleri ona anlattığı zaman, kendisini rahatlamış hissedermiş.

RESİM

Ama bir gün, Yukiko küçük kedisini boşuna aramış. Dostuyla bir an için olsun göz göze gelmek isteğiyle avluya koşmuş ama onu görememiş.

"Dolaşmaya çıkmıştır, akşama döner", diye kendi kendisini avutmuş Yukiko. Ama ne gündüz, ne akşam gelmiş kedi. Her zamanki gibi yatağını ziyaret etmemiş. Yukiko sabaha kadar uyumamış. En küçük gürültüde uyanıyormuş; çünkü hep kedinin kapıyı tırmaladığını sanıyormuş.

Sabah uyandığında yüzü solgunmuş, ağlamaktan gözleri kızarmış. Yorgun yorgun işine koyulmuş.

Dişi kedi kaybolmuş ve bir daha geri dönmemiş. Küçük Yukiko dünyadaki tek dostunu yitirdiği için sık sık ağlıyormuş.

Dişi kedinin kaybolmasına tek sevinen kibirli ev sahibesiymiş. Hizmetçisinin 'üzüntüsüyle yüreği yağ bağlıyormuş. Küçük kızın yüzünü ne zaman üzgün görse, "Bak, ödülünü aldın işte! Kedi yüzünden nelere katlandın, o haber bile vermeden çekip gitti. Sana yaltaklanırken eminim nasıl kaçacağını düşünüyordu. Bu dünyada herkes kötüdür, hayvanlar da insanlar da", diyormuş utanmadan.

Böyle, sinsice genç kızın üzüntüsünü artırmaya çalışıyormuş. Ama Yukiko küçük dişi kedisinin anısının kirletilmesine izin vermiyormuş. Tabii, hanımının söylediklerine ses çıkarmıyormuş ama sözlerinin tek kelimesine bile inanmıyormuş. "Kediciğimin başına bir felaket gelmiştir. Nerede olduğunu bilemediğim için, yardımına gidemiyorum", diye düşünüyormuş kendi kendine.

Bir zaman sonra, köyden bir bilici geçmiş. Öyle bilgeymiş ki geleceğin sırlarını açıklamakla kalmaz, şimdiye ilişkin karmaşık bir duruma da çözümler bulurmuş. Birçok eve davet edilmiş. Tabii hanımın evine de. Kibirli soylu hanım onu gece geç saate kadar alıkoymuş. Öyle ya, parasını veriyormuş!

Yukikocuk da bilici adama küçük kedinin başına ne geldiğini sormak istiyormuş. Ama kötü hanımı buna izin vermezmiş. Hanımının yanından çıktığında biliciyle konuşabilmek için, kapının yanına saklanmış. Hanımın kendisini orada görmesinden, işi yapmaması yüzünden azarlamasından korkuyormuş. Ama dostuyla ilgili bir şeyler öğrenmek isteği, hanımının korkusundan daha güçlüymüş.

Yukiko bilici evden ayrılıncaya kadar, uzun süre beklemiş, bilici kapıya gelince ayağa kalkmış, onun önünde yerlere kadar eğilmiş ve ona üzüntüsünü anlatmış. Sonra, "Soylu bilge, dünyada olan biten garip şeyleri biliyorsunuz. Belki, sevgili dostum kara kedimin başına gelenleri de bilirsiniz", diye yalvarmış.

Bilici şöyle bir düşünmüş, sonra "Kedin Kiuşu adasında, İnaba Dağlarındaki kediler dağında olmalı. Gerçekten onu görmeyi istiyorsan, oraya git. Ama iyi düşün! Tehlikelidir. Seni nelerin beklediğini bilemezsin!"

Dünyada kedisini bulacağı bir yer olduğunu öğrenince Yukiko bir an bile duraksamamış. Hiçbir tehlike ve engel onu oraya gitmekten alıkoyamazmış. İzin koparıncaya kadar hanımına yalvarmış.

"Ama geriye dönünce burada bulunmadığın her gün karşılığında iki gün bedava çalışacaksın", demiş ev sahibesi. Kara ruhu genç kızın karşılaşacağı tehlikeleri, katlanacağı fedakarlıkları düşündükçe neşeleniyormuş. Üstelik bütün bunlar bir kedi içinmiş!

Yukiko çıkınını hazırlamış. Pek bir şey yokmuş çıkının içinde, mutfaktan aldığı birkaç peksimet varmış yalnızca. Sonra uzun ve zor yolculuğuna başlamış. Soğuk gecelerde yol kıyısındaki çalılıklar içinde uyuyormuş; çünkü kaybolmaktan korkuyormuş, ayrıca evde yatacak parası yokmuş. Sabah ortalık ışıyınca hemen yola çıkıyormuş. Rafya sandaletleri kısa sürede eskimiş, sivri taşlar ayaklarını yaralamış.

Sonunda Kiuşu adasına varmış. İlk köye vardığı zaman, saat oldukça geçmiş. İnaba dağları hakkında bilgi edinmiş.

"İnaba dağları orada, ırmağın ötesindedir", demiş köylüler. "Ama oraya gitmeyi aklından geçirme.

Çok tehlikelidir. En yürekli avcılar ırmağı geçmeye cesaret edebiliyorlar. Gençler de ırmaktan pek uzaklaşmazlar. Gece asla orada kalmazlar. Orası kediler imparatorluğudur. Şimdiye kadar hiç kimse oraya girmedi."

Yokiko öğütleri için köylülere teşekkür etmiş, gece orada kalması için yapılan önerileri kibarca geri çevirmiş.

"Ben kendimi savunmasını bilirim", diye cevap vermiş bütün ısrarlı uyarılara. "Kediler imparatorluğuna ulaşmak için dünyanın yarısını tek başıma dolaşmadım mı!"

Köylüler söz anlatamayınca gitmesine izin vermişler. "Bak, tehlikelere karşı seni uyarmadığımızı söyleyemezsin. Madem gitmek istiyorsun, senin bileceğin iş", demişler.

Yukiko köyden çıkınca ırmağa sapmış ve bir yayları aramış. Irmağın öteki yakasında yokuşa doğru yükselen sık bir orman uzanıyormuş. Yukiko bütün cesaretini toplayıp karanlık ormana girmiş. Sık sık arkasına bakınarak sakınımla ilerliyormuş. Ama her şey sakinmiş, hiçbir şey kımıldamıyormuş. Yol dikmiş. Önünde daha çok yolu olan Yukiko şimdiden yorulmaya başlamış. Geceyi ormanda geçirmek zorunda olacağını düşünüyormuş. Birden ağaçlar aralanmış ve kırmızı çatıların parıldadığı geniş bir düzlük görünmüş.

"Burada oturanlar zengin insanlar olmalı; her şey çok temiz, düzgün yapılmış".

Bir çite yaklaşmış ve seslenmiş. Az sonra selvi boylu bir genç kız evden çıkmış, Yukiko'nun önünde eğilerek ona ne istediğini sormuş.

"Ben hizmetçi Yukiko'yum", diye cevap vermiş genç kız. "Tek dostum, dişi kara bir kedim vardı, kayboldu günün birinde. Günlerce ağladım. Bir gün, bir bilici bana onu Kiuşu adasındaki İnaba dağlarında aramamı söyledi. Buraya, adaya ulaşıncaya kadar günlerce yürüdüm. Ama o kadar zayıf düştüm ki ilerlemeye gücüm kalmadı. Kediler dağına çıkmaya başlamadan önce, geceyi burada geçirme izin verir miydiniz? Sizi hiç rahatsız etmem".

Genç kız onu dikkatle dinleyip kibarca gülümsemiş ve "Demek buraya kendini yedirmeye geldin!" demiş.

Bu sözler üzerine Yukiko korkuya kapılmış ve kaçmak istemiş. Ama bitişik binadan kambur, yaşlı bir kadın çıkmış. Yanlarına gelince genç kızı azarlamış ve kovmuş.

"Siz onun kusuruna bakmayın, lütfen. Yine saygısızca davranmıştır", demiş Yukiko'ya, onun önünde eğilerek. "Adam gibi davranmasını bilmez. Azarlamalarımın hiçbir yararı olmadı. Size hoş olmayan bir şey söylemiş olmalı. Yüzünüz kül gibi. Ama siz ona aldırmayın. O konuk ağırlamayı hiç bilmez.

Söyleyin bana güzel çocuğum, sizi buralara kadar getiren nedir?"

Yaşlı kadının sevecen sözleri Yukiko'yu sakinleştirmiş, öyküsünü yinelerken güvenine kavuşmuş.

Yaşlı kadın dikkatle dinledikten sonra, Yukiko'ya gülümsemiş. "Buyur, kızım. Yolculuk yorgunluğunu üzerinden atarsın. Biraz dinlen. Çekinecek bir şey yok. Bu kadar uzun yolcu..." Yukiko gerisini duyamamış bile, Yaşlı kadın bir şeyler mırıldanmaya devam ediyor ve sürekli gülümsüyormuş. Genç kızı eve götürmüş ve ona bir banyo hazırlatmış. Banyodan sonra, Yukiko'yu temiz ve hoş bir odaya götürmüş, onu yüreklendirmek için gülümsemiş. Yiyecek getireceğini söyleyerek odadan çıkmış.

Yukiko hasırın üstüne oturmuş ve odayı merakla seyretmiş. Banyo onu diriltmiş, kendisini iyi hissediyormuş.

"Garip bir ev!" demiş daha sonra. "Bir sürü odası, kıyısı bucağı var ama çok düzenli ve tertemiz.

Ev sahiplerinin çok hizmetçisi olmalı. Kim bilir kaç kişi oturuyor bu evde! Ama neredeler! Hiç kimseyi görmedim. Sonra, her yer o kadar sakin ki!"

Gerçekten bu sakinlik endişe vericiymiş. Birden Yukiko, yandaki odada sesler duyar gibi olmuş, meraklanmış, gürültü çıkarmadan kalkmış. Kapıyı hafifçe aralamış. Odada olağanüstü güzel iki genç kız hasırların üstünde uzanmış, tepelerinde topladıkları saçlarında ince işlemeli fildişi tokalar varmış, kara gözlü, uzun kirpikliymişler, yüzleri beyaz ve pürüzsüzmüş. Ağır ipekten kimonolar genç kızların zarafetlerini artırıyormuş. O kadar alçak sesle ve sevecenlikle konuşuyorlarmış ki ses insana kedi mırıltısı gibi geliyormuş.

Yukiko bu kapıyı kapayıp ikinci bir kapıyı açmış. Orada da çok güzel iki genç kız görmüş. Bir aynanın önünde diz çökmüş, makyaj yapıyorlarmış. Yukiko kapıyı usulca kapamış ve odasına gidip oturmuş. Yeniden o ağır sessizlik çökmüş. Yanında konuşacak birisi olsa, neler vermezmiş! Derken yine kalkmış, güzel genç kızların birbirlerine neler mırıldandıklarını duyabilmek umuduyla kulağını kapıya yapıştırmış.

Sözlerini seçebilmek için, büyük gayret göstermek zorunda kalmış. Ama duydukları onu korkudan ürpertmiş. Genç kızlardan biri ötekine "Şu yeni gelen kız dostunu, her şeyden çok sevdiği dişi kediyi görmek istiyormuş. Onu yemesek daha iyi olur", demiş.

Yukiko dehşetten tir tir titriyormuş. Yeniden hasırda yerini alarak ne yapacağını kara kara düşünmeye koyulmuş. O sırada, kapı açılmış; beyaz kasımpatılar işlenmiş ve geniş brokar bir kemerle süslenmiş, ağır ipekten kahverengi kimono giymiş zarif bir genç kız içeri girmiş. Yere sessizce basıyormuş. Yukiko korkusunu bastırıp genç kızın gözlerine bakmak için başını kaldırınca dostunu, kara, dişi kediyi tanımış. Başı dışında her şeyiyle bir genç kız görünümündeymiş. Başı kedi başı olarak kalmış.

"Hoş geldin, sevgili Yukiko. Sana ne kadar borçluluk duyduğumu bilemezsin! O kibirli hanımın evinde sevgin tek dayanağım oldu. Beni görebilmek için bunca zahmete katlandın" Dişi kedi kibarca gülümsemiş ve devam etmiş "Yaşlanmıştım, açlık ve hastalıktan yarı ölmüş gibiydim, daha uzun zaman hizmet edecek durumda değildim. Sevgili Yukiko, burasının kediler sarayı olduğunu farketmişsindir. İnsanların evlerinden attıkları ya da yaşlı ve hasta kedilerin hepsi burada kalır.

Hepimizin tek özlemiyaşamımızın sonuna kadar bu sarayda kalmak. Burası gerçek bir kediler cenneti.

İnsanların bizlere çektirdikleri tüm acılar gideriliyor burada. Ama aramızda insanlara yer yok. Bütün

Japonya'nın kedileri burada buluşur. Seni burada bulurlarsa, yaşamın tehlikeye girer. Dinle ve insanların yanma dön. Şimdilik burada yalnızca dostlarım var. Onlar sana hiçbir kötülük yapmazlar.

Ama az sonra öteki kediler avdan dönecek. Seni bu kadar çok kediye karşı koruyamam. Sana gücünü toplaman için bir şeyler getireceğim, sonra hemen buradan gidersin".

Dişi kedi Yukiko'ya gülümsemiş ve gitmiş. Biraz sonra, bir tepside bir çanak sıcak pilav, sebze, balık ve bir fincan nefis çay getirmiş. Tepsiyi Yukiko'nun önüne koyup diz çökmüş ve eski dostuna servis yapmış. Yukiko çok memnun olmuş. Hiç bu kadar yemek yememiş. Kediye köydeki yenilikleri ve bilicinin kediler cennetinin yolunu kendisine nasıl açıkladığını anlatmış. İyi iki dost olarak gülmüş, sohbet etmişler. Sevinçten ve güzel yemeklerden Yukiko'nun yanakları al al olmuş. Bütün yorgunluğu uçup gitmiş gibiymiş. Dişi kedi tepsiyi götürüp küçük bir torba ile geri dönmüş.

"Bu torbayı al ve benden bir anı olarak sakla", demiş Yukiko'ya. "Hem seni yolda koruyacaktır.

Vahşi kedilerle karşılaşırsan, torbayı önünde tutarak kuvvetlice salla. Sana hiçbir şey yapmazlar. Hiç korkma".

"Bütün yaptıkların için, sana teşekkür ederim sevgili kedi. Sağlığının yerinde olduğunu, hiçbir şeyinin eksik olmadığını gördüm. Artık içim rahat. Daha neşeli yaşayacağım. Hoşça kal", demiş

Yukiko. Kedi onu çite kadar geçirip ormanda kayboluncaya kadar gözleriyle izlemiş.

Yukiko ormanda daha iki adım yürümemiş ki vahşi kediler üstüne saldırmış. Her yanda yeşil gözleri parlıyor ve korkunç çığlıkları hiç de iyi şeyler söylemiyormuş. Yukiko son anda küçük torbayı anımsamış, çabucak çıkarıp önünde kuvvetle sallamış. O zaman, yeşil gözler geri çekilmiş, kediler kötü kötü miyavlayarak genç kızın yolunu açmış. Böylece, Yukiko torbayı önünde tutarak dağdan inmeye devam etmiş. Kediler onu görünce geri çekiliyormuş. Sonunda ırmağa gelmiş ve bir yavlandan geçmiş. Kediler artık arkasından gelemediği için küçük torbayı çıkınına koymuş ve evin yolunu tutmuş. Acele ediyormuş; çünkü evde olmadığı her gün karşılığında iki gün bedava çalışmak zorundaymış.

Hanım, hizmetçinin geri döndüğünü görünce çok şaşırmış.

"Demek yolda seni yememişler! Peki, sevgili kedin ziyaretine ne dedi?

Yukiko kibirli hanımına başına gelenleri anlatmış; tertemiz ve düzenli kediler sarayından, güzel genç kızlardan, özellikle de dostundan söz etmiş. Son olarak kedinin kendisine verdiği küçük torbayı çıkarmış. Kendini beğenmiş hanımın gözleri önünde açmış. İçinden ayaklarında on altın tutan korkunç sivri dişli kocaman bir köpek resmi çıktığını görünce ikisi de çok şaşırmış.

Yukiko'nun sevincine diyecek yokmuş, bir yığın parası olmuş. Artık kibirli hanımının kaprislerini çeken zavallı bir yetim olmayacakmış. Para vererek özgürlüğünü satın almış. Şehirde pirinç pastaları ve çeşitli tatlılar sattığı bir dükkan açmış.

Yaşamından memnunmuş ve dostu küçük, kara kediyi sık sık sevgiyle anarmış.

Yukiko'nun yalın ama mutlu yaşamı soylu hanımı kıskançlıktan çatlatıyormuş. "Basit bir hizmetçi kediyi ziyaret etti, onca parası oldu. Ben gitsem, sahibesi olarak bana kim bilir ne kadar verirdi!

"Tabii, ona verdiğinden daha çok", diye düşünüyormuş. Bu düşünceyle kıvranmış durmuş. Sonunda bir gün "Bu kadar parayı kaçıramam", demiş kendi kendine.

Taşıyıcılar tutmuş. Sandıkları güzel yiyeceklerle doldurtmuş. Evden olsun, köyden olsun kimselere yolculuğunun amacını açıklamaksızın Kiuşu adasındaki İnaba dağlarına doğru yola çıkmış. Çok çabuk ilerlemiş, çünkü zavallı Yukiko gibi yaya gitmek zorunda değilmiş; sandalyeye kurulmuş, taşıyıcıları daha hızlı gitmeleri için desteklemiş. Sonunda Kiuşu adasındaki ilk köye varmış. Hemen kediler dağına hangi yoldan gidileceğini sormuş.

"Kediler dağı şuradaki derenin karşı yanındadır", diye cevap vermiş köylüler. "Ama oralar çok tehlikelidir. En yürekli avcılarımız bile kıyıdan pek uzaklaşmaya cesaret edemezler. Gitmeseniz, iyi edersiniz".

Kibirli hanım bu sözlere yalnızca gülmüş, dereyi geçirmesi için sandalcı bulmalarını buyurmuş.

"Haydi, ne duruyorsunuz, çabuk olun", diye bağırmış köylülere. "Berbat köyünüzde uzun süre kalmaya niyetim yok".

"Sen bilirsin", demiş köylüler. "Bizden söylemesi. Sonuçta can senin, bizim canımız değil

"Bırakmışlar kibirli hanımı gitsin diye.

Karşı kıyıya geçer geçmez taşıyıcıları köye geri göndermiş.

"Ben yoluma tek başıma devam edeceğim. Siz beni köyde bekleyin", diye buyurmuş.

Sonra onların duyamayacağı bir sesle "Beni ne büyük zenginliğin beklediğini bilmenize hiç gerek yok!" demiş kendi kendine.

Yukiko'nun anlattıklarından yolu iyice bildiği için hızla yürümüş. Ama az sonra, yürümeye alışık olmadığı için, soluğu tıkanmış. Yorgunluktan bitmiş bir şekilde oturmuş, alnında parlayan terleri silmiş. Düzlükte parlayan çatıları görünce çok sevinmiş.

"Kediler sarayı orası olmalı", demiş. "Hiçbir özelliği yok. Bir olağanüstülük görmek için, hizmetçi olmak gerek".

Bahçe duvarına yaklaşınca seslenmiş: "Kimse yok mu? Kapıyı açın".

O zaman, binaların en büyüğünden güzel bir genç kız çıkmış ve yerlere kadar eğilmiş.

"Ne arzu ediyorsunuz, soylu hanım?" diyerek kadife gibi yumuşak bir sesle sormuş.

"Hizmetimde çalışan bir dişi kediyi ziyarete geldim. Bir gün durup dururken kaçtı, gitti. Onu ziyaret etmek için bunca yolu göze almakla benim, efendisinin onu ne kadar onurlandırdığını kabul edersiniz. Yoruldum ve evinizde biraz dinlenmek isterim".

Güzel genç kız gülümsemiş. Her zamanki gibi kabalık etmek üzereymiş ki ikinci binadan iki büklüm olmuş yaşlı bir kadın çıkmış. Küçük, hızlı adımlarla yaklaşmış ve genç kızı kovalamış.

"Buyurun soylu hanım. Uzun yolculuk sizi yormuştur. Biraz dinlenmek ister miydiniz?" Önünde birkaç kez yerlere eğilerek kapıyı açmış ve kibirli hanımı içeriye buyur etmiş.

"Bu hiç olmazsa nasıl davranılacağını, konuk karşılamasını biliyor", demiş kibirli hanım yaşlı kadının arkasından binaya doğru giderken.

Yaşlı hemen bir banyo hazırlatmış, sonra onu kalın hasırların serildiği bir odaya götürmüş.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şeftali Çocuk Momotaro - Japon Masalı

Eskiden, köyün dışındaki bir kulübecikte bir dede ile bir nine yaşarmış. Dede her sabah ormana gider, nine de evde kendi işine gücüne bakarmış. İkisi de çalışkanmış ve huzur içinde yaşarmış. Kuşkusuz, büyük bir üzüntüleri olmasaymış, daha memnun ve mutlu olurlarmış; çocukları olmamış ve yaşlılık günlerinde yapayalnız kalmışlar. Nine küçük avlusunu süpürürken sık sık "Ah, şimdi küçük bir oğlan ya da kız şuracıkta oynasaydı, ne hoş olurdu!" diye düşünürmüş. Dede de sırtında çalı çırpı yüküyle ormandan döndüğü zaman, küçük bir oğlanın kendisini karşıladığını ve sevgiyle kucakladığını düşlermiş. Ama bir düş yalnızca bir düştür. Çocuksuz, neşesiz bir yaşam içinde yaşayıp gidiyorlarmış. Bir gün, nine her zamanki gibi dedenin azığını hazırlamış; o ormana gidince çamaşırları toplayıp yakındaki derede yıkamaya gitmiş. Yıkamış, durulamış ve ancak sırtı dayanamayacak kadar ağrıyınca başını işinden kaldırmış. "Gerinip biraz dinlenmeliyim," demiş nine ve ayağa kalkmış. "Ora...

Yeşil Melek- Kıbrıs Türk Masalı

 Vahtın zamanında bir padişah vardı. O padişahın bir gızı vardı. Gızını nişan etsin deyi, aradı davet etti ahaliyi, gelsin bekarlar sıralansın gızı ok atacak dedi, kimin başına giderse gızı ona verecek. E çıkttı gız atar bir oku gitmez atar o bir oku gitmez. Bir tepecik vardı. O tepeciğin üstünde boynuz vardı. Tak gider vurur o boynuzun üstüne, tak gider vurur o boynuzun üstüne. Yağnışdır gene alırlar, yağnışdır gene alırlar. Sonra gız dedi:, “O boynuzdur benim kısmetim.” dedi padişaha., Çabucakdan, oracağa gızına bir hane yaptırdı. Hizmetçilernan godu gızını içine gece demez gündüz demez ansızdan boynuzun içinden bir oğlan çıkar affet-i devran beş garış gerdan, gördü padişah görüşüler anlaşılar:, “Kırk güne gadar beni meydana vermesan, dedi senin olacan dedi verirsan dedi. Gaybeden dedi.”, “Yok dedi gız”, Kırk gün, kırk gün gideler beraber gündüz biri gelir boynuza girer oğlan. Gider gezer atıynan gelir, o gün şey vardı. Nedeyim? Yörüyüş vardı atlarnan birleşip hangisi geçer oğlan...

Uraşima - Japon Masalı

Bir zamanlar, küçük bir köyde, babasıyla oturan Uraşima adında bir balıkçı varmış. Kulübeleri köyün biraz uzağında, deniz kıyısındaymış. Hemen yakınında bir çamlık varmış. Hava güzel olduğu zaman, Uraşima şafakta denize açılırmış. Ava göre ya hemen ya da uzun zaman sonra dönermiş. Hatta akşam döndüğü bile olurmuş. Böyle durumlarda ana ile baba sahile gider, küçük kayığı görmek için gözleriyle ufku araştırır, oğullarının ertesi gün pazara götürecek kadar yeterli balık avlayıp avlamadığını da merak ederlermiş. Bir gün, güzel bir ilkbahar sabahı, gökte tek bulut yokmuş ve sıcak bir esinti çamlığı okşuyormuş. Uraşima erkenden iyi bir av umarak denize çıkmış. Her zamankinden erken dönüp köydeki arkadaşlarıyla biraz çene çalmak istiyormuş; bunu uzun zamandır özlüyormuş ama umutları gerçekleşmemiş. Ağı her atışında boş çekmiş. Öğleyi geçeli çok olmuş, hala hiç balık tutamamış. O zaman şansını son kez denemeye karar vermiş, bu kez de ağ boş çıkarsa, eve dönecekmiş. Çünkü şanssızlık peşini bıra...