Çok çok eskiden dünyanın görünümü bugünkü gibi değilmiş. Otlar göklere uzanırmış, ağaçlar diz boyunda bile değilmiş. Yılanın daha gözleri yokmuş ama buna karşılık çok güzel bir bariton sesi varmış. Sesinden gururlanmıyor da değilmiş; sabah akşam durmadan alıştırmalar yapıyormuş. Ondan daha iyi şarkıcı yokmuş. Özlemle güneş ışıklarının, çiy parıltılarının, çiçek renklerinin, geceleyin göğün koyu mavisinde fenerler yakan yıldızların, kısaca kendi gözleriyle göremediği her şeyin şarkısını söylermiş. Şarkısı o kadar acıklı, öyle heyecanlandırıcıymış ki bütün hayvanlar onu dinlemeye gelirmiş. Dinleyicileri içlerini çekerek "Yılanın bu dokunaklı ezgileri olmasaydı, dünyamızın bu kadar güzel olduğunun farkına varamazdık", diyorlarmış. Yılan dünyayı yalnızca düşleyebilirmiş. Belki de bu yüzden düşlerinde dünya anlatılamayacak kadar güzelmiş. İşte böyle, ormandaki düzlükte bütün dünyaya bariton sesiyle acısını söylemeye devam edermiş.
O devirde yakınlardaki bir yamaçta bir solucan yaşarmış. Onun da bir başka eksikliği varmış.
Koca koca gözleri varmış ama kulakları duymuyormuş. Güneşin parlamasını, renkli kelebeklerin uçuşmasını görüyormuş ama sevincini bir başkasıyla paylaşması ya da ona içini dökmesi olanaksızmış. O iri gözleriyle yalnız dünyayı seyredermiş. Öteki hayvanlar onun varlığından bile habersizmiş neredeyse. Yılan gibi acısını söylemediği için, kimse onun derdini bilmiyormuş.
Bir gün, ilkbaharda bir cırcırböceği ormana yerleşmiş. Yılanın özlem dolu şarkısını dinlemiş, solucanın kocaman karamsar gözlerinde yansıyan sonsuzu farketmiş. O zaman, aklına bir fikir gelmiş.
Yılanla konuşmak için, saklandığı yerden çıkıp şarkısının ilk kıtasını söylemesini beklemiş. "Şarkınız çok güzel, Yılan bey, Uzun kış uykusundan sonra, yeniden toprak üstüne dönmekten mutlu olmalısınız."
"Benim için bir farkı yok. Çünkü hep çevremi kuşatan bir karanlık içindeyim. İlkbaharın güzelliğini, ağaçların çiçeklenmesini; hiçbir şeyi göremiyorum". Yılan üzüntüyle iç çekmiş.
Cırcırböceği aldığı yanıttan hoşnut kalmış. "Dinleyin Bay Yılan, yazgınız hakkında düşündüm.
Şarkılarınızda dile getirdiğiniz acıya karşı duyarsız kalamazdım. Size bir yardım önerecektim. Ama bunu hemen söylersem, çözümü kolay olmayacak. Ama güzel sesinizden vazgeçme özverisinde bulunmayı kabul ederseniz, bu dünyanın güzelliklerini kendi gözlerinizle görecek duruma nasıl geleceğinizi size söyleyebilirim."
"Sözleriniz garibime gitti, Bay Cırcırböceği!" diye cevap vermiş Yılan. Pek inandırıcı bulmamış öneriyi. "Gözlerim olsun diye neyim varsa verirdim; ama gözlerinden ayrılmayı hiç kimse istemez."
"Herkesin kendine göre dertleri var. Herkes kendi yazgısını dünyanın en kötü yazgısı olarak görür.
Geçenlerde ormanda dolaşıyordum, kulakları duymayan solucanla karşılaştım. Gözlerinde yansıyan sonsuz acıyı görünce kendi kendime bu solucan yılanla değiş tokuş yapar, dedim. Bu çözüm ikinize de yardım eder. Sizin gözleriniz olur, solucan da konuşabilir".
"Bilmem ki!" demiş yılan kuşkulu bir tavırla başını sallayarak. "Şarkıya karşılık gözlerini değişmek! Gözler çok daha değerlidir. Şahsen, gözlerim olmasından o kadar mutlu olurdum ki sesimi hiç aramazdım."
Cırcırböceği bir kez daha herkesin kendine göre bir derdi' olduğunu, kimin derdinin daha kötü olduğunun bilinemeyeceğini yinelemiş ve solucanla arasında arabuluculuk yapmayı önermiş.
Cırcırböceği yılanın onayını alır almaz solucanın yanına koşmuş.
"Bay Solucan", diye seslenmiş işaret dilini kullanarak, "derin gözlerinizdeki acı içimi parçaladı.
Geceler boyunca size nasıl yardım edebilirim, diye düşündüm. Derken aklıma şu geldi, üzüntünüzü birine anlatmak ve herkesle konuşabilmek için gözlerinizi vermeye hazır mısınız? Hem zaten dünyayı yeterince gördünüz gibime geliyor!"
Cırcırböceği işaret diliyle konuşmayı sürdürmüş: "Düzlükteki yılanın şarkısının herkesi nasıl etkilediğini görmüşsünüzdür. İçinizi dökmeyi, acınızı öteki hayvanlara açmayı ne kadar istediğinizi gözümde canlandırabiliyorum. Yılan kadar güzel şarkı söylemeyi ister miydiniz?"
Kendinden geçen solucan olur anlamında başını sallamış.
"Bakın, hiç de zor olmayacak. Kocaman gözlerinizi yılanın sesiyle değişmeye hazırsanız, ikiniz de mutlu olacaksınız. Tabii yılan da olur derse..."
Solucan onayını göstermek için öyle hızlı gözlerini kırpıştırmış ki cırcırböceğinin başı dönmüş.
"Tabii yılanı bu kadar güzel, böyle harika bir sesten ayırmaya ikna etmek kolay değil. Ama arabuluculuk etmeme izin verirseniz, en büyük arzunuzun yerine gelmesi için elimden geleni yaparım."
Solucanın onaylama anlamında başını eğmesi üzerine, memnun olan cırcır böceği ön ayaklarını sürterek "Anlaştık", demiş.
Sevinçten solucanın yüzü aydınlanmış. Cırcırböceği tam gidecekken dönmüş: "Bu kadar güç bir işte arabuluculuk yaptığıma göre, küçük bir ödül istemem çok doğaldır", demiş işaretlerle.
Solucan bakışlarıyla kabul ettiğini anlatınca cırcırböceği devam etmiş: "Biliyorsunuz, bir kerecik olsun, yılanın şarkısını söylemek isterdim. Yılanın sesine karşılık gözlerinizi değiştirdiğiniz zaman, ödül olarak yılanın şarkısını bir anlığına olsun bana ödünç vermenizi isterdim. İstediğiniz zaman, bana söylemeniz yeter, hemen size geri veririm".
Solucanın bakışlarında bir karşı çıkma olmadığını anlayınca cırcırböceği koşup yılanı bulmuş. Az sonra, iki zavallı hayvan yeteneklerini değiş tokuş yapmış. Yılan solucanın acıklı, kocaman gözlerini, solucan da yılanın şarkısını almış.
Anlaştıkları gibi, solucan yılanın şarkısını bir anlığına cırcırböceğine ödünç vermiş. Bunca zaman beklemiş, biraz daha bekleyebilirmiş. Cırcırböceği ödünç aldığı şarkıyı hemen denemek istemiş.
Şarkı öyle uzunmuş ki yutmak için acele etmesi gerekmiş. O bunu yaparken ses özelliğini biraz yitirmiş ama hala güzelmiş. Birkaç gün cırcırböceği tiz bir sesle şarkı söylemiş. Kısa sürede mükemmel bir şarkıcı olarak tanınmış.
Zaman geçtikçe şarkısından ayrılmak istemez olmuş. Bu yüzden, arada bir solucana uğrayıp cırtlak bir sesle "Bay Solucan, şarkı biraz daha bende kalabilir mi?" diye bağırırmış. "Kalabilir, değil mi?
Çok teşekkür ederim". Sonra ortalıktan kaybolurmuş.
Solucan artık sesinden de olduğundan "Şarkımı geri ver", diye bağıramıyor, gözlerini yılana verdiği için cırcırböceğine ayıplayan gözlerle bakamıyormuş.
O zamandan beri, solucan cırcırböceğinin şarkısını işitir işitmez sesini izlemek için ışığa çıkarmış.
Ama bu bir işe yaramazmış; çünkü cırcırböceğine bir söz söyleyemezmiş. Zaten cırcırböceği onu görmezlikten gelirmiş. Böylece, solucan yazın başından sonbahar fırtınalarına kadar, cırcırböceğinin şarkısını izleyerek toprağı eşer, su birikintileri ve hendeklerde cırcırböceğinin sonunda güzel şarkıyı kendisine geri vermesini beklermiş.
Yorumlar
Yorum Gönder